Fahretti’nin Bakışlarının Bir Analizi

BAKIŞLARIN BİR ANALİZİ...

Tarih boyunca bakışlar her zaman önemlerini korumuşlardır. insan konuşmayı ve yazmayı icat etmeden önce şüphesiz bakışlarıyla başkasının hayatına sarkmaya çalışırdı (insanların birbirlerinin hayatına sarkmadan duramadıklarını psikanalizin meşhur üstadı Freud’tan 8000 yıl kadar önce Fransa’da yaşamakta olan bir mağara adamının ortaya koyduğunu biliyor muydunuz? Ne yazık ki, o yıllarda yazı henüz bilinmediğinden ve kaliteli boyalar da piyasada pek bulunmadığından bu mağara adamı insanoğullarının birbirlerinin başlarına nasıl dertler açtıklarını ancak iki üç basit renk ve şekille mağara duvarlarına işlemişti). Konuşma, dil ve yazı icat olunduktan sonra da bakışlar etkinliklerinden bir şey kaybetmediler. Hatta üretim – tüketim ilişkileri, sınıf çatışmaları, alt yapı – üst yapı kurumlan arasındaki çekişmeler, büyük devrimler, tarihî materyalizm, tarihî olmayan materyalizm, pozitivizm, aydınlanma, nurlara gark olma, ilerleme, gelişme, atom bombacılık, modernite, post-modernite, küreselleşme, silindirselleşme, demokratikleşme, uygarlaşma, uygarlığı yayma, çağdaş yaşamı destekleme gibi çeşitli süreçlerin yoğun akınları sonucu bakışlar zaman içinde daha derin ve ilginç manalar içermeye basla mışlardır denilebilir (Aksini savunmak kolay gözükmüyor elbette…) İnsanın dedesinin, dedesinin, dedesinin, neticede en dedesinin okyanuslarda dolaşmakta olan Sultan Palamut zamanından kalma bir hücre olduğu ve her şeyin uzaya doğru büyümeye ve gelişmeye devam ettiği şeklindeki meşhur âlim Darwin tarafından ileri sürülen tezi destekleyen bir durum da bakışların tarih içindeki seyridir. Yontma Taş Devri Bakış Sistemleri ile Cilâlı Taş Devri Bakış Sistemleri farklı olduğu gibi, Eski Mısır ve Roma bakışları da Osmanlı bakışlarından ayrılmaktadır. Meselâ, modern zamanlara ait en gelişmiş bakış tarzlarından birisi de kesici bakışlardır. Bunlar, “Yarım saattir uzaktan herifi kesiyorum.” örneğindeki gibi bazen karşıdaki insanı fazla belli etmeden gizlice gözlem altına alma, süzme şeklinde ortaya çıkarlar; bazen de, “Abi günlerdir kızla kesişiyoruz.” örneğindeki gibi özel tekniklerle hazırlanmış, sıcak ortamlar yaratılmasına hizmet eden bakışlar olarak anlaşılırlar. Çağdaş yaşamda çok özel ve bireye özgü bakışlar da önem kazanmıştır. Çağdaş yaşam aslında insanların kendi güçlerini rakip yapılanmalara kabul ettirmek ve düşman bireyleri takatten düşürmek için çeşitli biçimlerde hazırlanarak uygulamaya konulmuş bakışların büyük önem kazandığı bir dünyayı anlatmaktadır.

Sözün, lâfın, bağırmanın, çağırmanın, kafa atmanın, yumruk savurmanın işe yaramadığı öyle anlar vardır ki, bunlarda manalı bakışlardan başka bir etki unsuru kullanılamaz. İşte burada büyük ve derin içerikler yüklü, en kalın metalleri ve betonları dahi delip geçebilecek güçteki bakışlardan bazılarına değinilecektir. Aşağıda bazı bakış çeşitlerini görecek ve bundan sonra daha başarılı olabilmek için birine, bir eşyaya, bir nesneye, bir bitkiye, bir hayvana bakarken kullandığınız nazarların belli prensiplerle yönetilmesi ile elde edeceğiniz faydaların büyüklüğünü idrak ederek daha gelişkin bir kişilik çizgisi ile çağdaş insan olma yolunda…

KORKUNÇLU BAKIŞLAR: Kendilerinden beklenenleri yapmaları istenen insanları etki altında bırakmak İçin onlara karşı kullanılan bakışlardır. Bilindiği gibi insanlar birbirlerinden sürekli olarak bir şeyler tırtıklamaya çalışmaktadırlar. Yeryüzünde insanların birbirlerini rahat bırakmayacak olmaları adeta yasa hâline gelmiş bir durumdur, insanlar topluluklar şeklinde yaşarlar; çünkü tek başına yaşayan bir insan kimseyi yağmalayamaz ve huzursuz olur, işte bu; yağma, tırtıklama, yerini kapma, elindekini alma fiillerinde en büyük desteklerden birisi de korkunçlu bakışlardır. Kimi insanlar bu bakışları hiç beceremezler, bu yüzden de insan itiş kakışlarında sürekli dezavantajlı durumdadırlar.

Korkunçlu bakışlar tarihte çok kullanılmıştır. Bilinen en eski korkunçlu bakış Mısır Uygarlığından kalmadır. Firavun Ramses 66’nın en keskin korkunçlu bakışına ait bir iz piramitlerden birinin yan yüzeyinde hâlen izlenebilir. Bu bakış büyük blok taşlardan birinin 247 cm derinliğine kadar nüfuz etmiştir ki, bu derece büyük bir etkiye bugünkü modern bakış teknikleri ile bile ulaşmak mümkün değildir (Bilindiği gibi günümüzde göz Sinirlerinin elektrik yükünü arttıran iğne ve haplarla değişik dozda korkunçlu bakışlar yakalanmaya çalışılmaktadır). Târihte korkunçlu bakışların en çok kullanıldığı uygarlık Roma Uygarlığı’dır. Sezar’ın rakip senatörlere fırlattığı bakışlar tarihin seyrini değiştirmiştin Uzun menzilli korkunçlu bakışlar kullanan bir diğer imparator ise Cengiz Han’dır. Moğolistan’dan Orta Avrupa’ya gönderdiği bakışlar sonunda Avrupa’daki birçok kralın oldukları noktada ve hareket anında taş kesildikleri tarihçilerin bir kısmı tarafından iddia edilmiştir. Kristof Kolomb’un uzakdiyarlara bakışı da bu nevidendir. Çünkü bilindiği gibi, Kolomb’un korkunçlu arzularını çeken ve bakışlarına maruz kalan birçok ülke halkı bütün huzur ve servetlerini kaybetmişlerdir.

Korkunçlu Bakışlar mevzuu hayli uzundur. Çünkü zaten aslında insan oldum olası korkunçlu bir canlıdır. Yakın tarihlerde aynı anda ortaya fırlayıp karşılıklı olarak birbirlerini korkunçlu bakışlarla perişan etmeye çalışan iki insan örneği olarak da devrim uzmanları Stalin ve Lenin gösterilmiştir. Stalin’in meşhur polis şefi Beria’nın da özel korkunçlu bakışlar geliştirdiği bilinmektedir. Sonunda Beria’nın kendisi de korkunçlu bir bakışa maruz kalmıştır. Korkunçlu bakış teorisi tarihi şunu gösteriyor: Özel korkunçlu bakış teknikleri geliştiren kişilerin kendileri de sonunda daha etkin elektriksel bileşenleri olan korkunçlu bakışlar tarafından perişan edilmişlerdir. Bu dünya da zaten perişanlık dünyasıdır.

Korkunçlu bakışlar içerik olarak mühim miktarda hâkimiyet ve denetim altında tutma isteğini taşırlar. İnsanların birbirlerinin hayatlarını neden hâkimiyet ve denetim altında tutmak istedikleri sorusuna düşünürler bugüne kadar esaslı bir cevap bulamamışlardır. İlginç olan şudur ki, insanlar yalnız olarak yaşayamamakta ama yanlarında buldukları insanların üzerine de anında çullanmaktadırlar. İşte bu da insanların böyle bir özelliğidir.

MERAK VE TECESSÜS DOLU BAKIŞLAR: “O da ne?”, “Orada ne oluyor?”, “Bu adam da kim?”, “Ne konuştular?”, “Acaba aralarında ne var?”, “Bu parayı nereden buldu?”, “Şu anda ne yapıyorlar?”, “Ne yediler, ne içtiler?” gibi soruları ihtiva eden bakışlar olup “Tehlike Meydana Getiren Bakışlar” bölümüne girerler. Bu bakışların sahipleri bir süre sonra çok şey öğrendikleri için meşhur gangıster Al Gapone ya da “Lâcivert” kod adlı Mahmut Kasırga tarafından temize havale edilirler. Kötü sonuçlarına rağmen insanların bu bakış türünden bir türlü vazgeçememeleri çeşitli bilim alanlarındaki uzmanları yoğun araştırmalara sevk etmişse de, onlar da bir süre sonra merak ve tecessüs dolu bakışların çekimine kapılarak esas konularını bırakmışlar ve başkalarının hayatı ve ilişkileri ile ilgili sorular peşinde hayatlarını geçirmişlerdir.

SORU DOLU BAKIŞLAR: İnsanlığın ilk zamanlarında yeryüzü çok tenha idi. İnsanların birbirlerine rastlamaları ihtimali de elbette çok azdı. Rivayet edildiğine göre Hindistan sahillerindeki bir kumsalda iki insan birbirlerini gördüklerinde dünyanın ilk sorusu da sorulmuştur: “Sen de kimsin?” Tabiidir ki bu soru bakışlarla sorulmuştur, çünkü o zaman henüz konuşma ve yazı icat edilmemişti. Demek ki, dünyanın ilk sorusu ve başka bir insana ilk bakışı böyle bir ortamda tezahür etmiştir. Bu bakımdan soru dolu bakışlar en eski ve tarihî bakışlardır. Bu bakışların kıymetini bilmek gerekir. Soru dolu bakışlar uygarlık ilerledikçe çok zenginleşmiş ve derinleşmişlerdir. Bu bakışları fırlatmakta ustalaşan kişiler de her türlü bilgiyi kimseye çaktırmadan elde etmişlerdir. Bu bilgiler çeşitli şekillerde kullanılmış olabilir. Soru dolu bakışlar günümüzde bilhassa ve en yoğunlaştırılmış elektriksel gönderimlerle genç hanımlara karşı kullanılmaktadır. “Sizinle ilgilendiğimin farkında mısınız?”, “Çok esaslı bir tip olduğumu artık anladınız mı?”, “Üzerimdeki etkinizi görebiliyor musunuz?” şeklindeki sorgulayan bakışlar önemli başarılara ulaştırabilirler, ama bazı durumlarda hedef kişilerin hayatını berbat ettikleri de görülmüştür.

BORÇLU BAKIŞLARI: Modern iktisattaki üretim “ tüketim ilişkilerinin çok uzağında bulunulan çağlarda da bu bakışların ilkel örneklerine rastlandığını ileri süren ekonomi tarihçileri vardır. Eskiden kullanılan ilkel giysilerin yahut avlanmada kullanılan baltaların bir kısmının ödünç alındıktan sonra iade edilmelerinde sorunlar yaşandığı bilinmektedir. Bir mağara resminde arkasını dönmüş bir adama büyümüş gözlerle bakan bir insan figürü tespit edilmiştir. Arkası dönük ve başı eğik olarak resmedilmiş kişi klâsik borçlu tipinin ilk örneğidir.

Daha sonraki çağlarda borçluların sokaklarda ezik bakışlarla ve duvar diplerinden yürümeleri genel bir kural hâlini almıştır. Hatta bazı krallar borcun büyüklüğüne göre bakış kaçırma ve boyun eğme tarzları ile duvar diplerinden yürüme şekillerini de emirnamelerle belirlemişlerdir. Edebiyat ve sanatta da bir borçlunun bakışları en çok ifade edilen insanlık anları olmuştur. Meşhur romancı Anatole English bir borçlunun camın arkasından yarı gizlenerek sokaktan gelip geçene fırlattığı insanın içini paralayan bakışlarını yedi sayfa süren ilginç tasvirlerle anlatmıştır. Ressam Randrand da borçlu kişinin bakışlarındaki ışığın azalışını birçok tablosunda ifade etmeye çalışmıştır. Daha sonra kendisi de büyük borçlara battığından aynı bakışlarla ortalıkta dolaşmaya başlamış ve epey bir şaşkınlık yaratmıştır. İlk borçlunun alacaklı karşısında etkili taktikler geliştirememiş olması normal karşılanabilir ama günümüzde borçlunun cümle âleme karşı kendini ve konumunu iyi savunması ve geliştirmesi konusunda pek çok eser yayımlanmıştır ki, bunlardan hiç faydalanmamış olmak çağdaş bir kişiye de artık yakışmamaktadır. Modern hayatta birçok kere kimin alacaklı, kimin borçlu olduğunu ayırabilmek de zor hâle gelmiştir. Uygun kurslar ve eğitimler seçilirse borçlu durumunda iken kendini alacaklı olarak tanımlatabilmek mümkün olabilmektedir, Yeni bakış teknikleri ile borçlu kişinin her ortamda kendisine doğru yönelen ilgili zevatı kolayca püskürtmesi ve onları neye uğradıklarını bilemez hâle getirmesi kolayca mümkün olabilmektedir. Alacaklıların da muhtelif kurs ve eğitimlerle borçlu üzerindeki etkilerini arttıracak bakışlar geliştirmeleri sık rastlanan bir durumdur. Aynı eğitim programı bünyesinde hem borçlu hem de alacaklı bakış tekniklerinin geliştirilmesine yer verilebilmektedir. Bu ilginç durum modern çağın kişiyi çok yönlü geliştirici dinamik yanlarından birisi olarak gösterilmektedir. Aynı eğitim kurumunda borçlunun alacaklısına rastladığı da olmaktadır. Ama centilmenlik kuralları hiçbir şekilde çiğnenmemektedir. Modern hayat dediğin de centilmenlikten başka nedir ki…

HAFİYE BAKIŞLARI: Modası geçmiş bakışlardandır. Amerika’nın büyük şehirlerindeki insan kargaşasından doğmuş garip mesleklerden biri olan hafiyeliğin ayrılmaz parçası olan bir etkileme ve kendini tanımlama tekniğidir. Birleşik Amerika’nın süper modern büyük şehirlerinde insanların birbirlerini hiç anlamadan devamlı itişerek kakışarak yaşamaları pek çok abuk sabuk mesleğin muazzam uzmanlık dalları hâline gelmesine yol açmıştır. Kanun dışı durumların kanun içi durumlardan çok daha fazla ve çok daha çeşitli olduğu yirminci yüzyıl Amerika günlerinde ortaya çıkmış bulunan bu meslek kesimi de dünyada hayli heyecan uyandırmıştır (Yirmi birinci yüzyılda durum değişmiştir. Şimdi Birleşik Devletlerde kanun içinde kalan hemen hemen hiçbir iş kalmamıştır!..) Kafiyeler; güzel sekreterleri olan, tek başlarına çalışan, fırsat buldukları her anda tembellik yapıp kafayı çeken, bazen çok lüks otellerde kalıp bazen Meksika’nın çöllerinde kum fırtınasına yakalanan, dünyanın en güzel kadınlarını peşlerinde koşturan, müthiş bir hızla yere yatıp yuvarlanarak Silâh çeken, herkesin sinirlerini bozan kötü niyetli mafya liderlerini ve uyuşturucu patronlarını darmadağın eden, İnsanların pırasa .gibi doğrandığı çatışma anlarında çeteleri tek başına ortadan kaldıran kişilerdi… Dedim de aklıma geldi: Merhum üstat Suavi Süalp şuna benzer bir şey yazmıştı, hâlâ gülerim: “Lemmi Komşun ve Brigette Bardak’ın beraberce yaratmış oldukları nefes borularını tıkayan şaheser: ‘Yine Karavana Yosma!’”… Üstat burada bir ara kitapları çok satılan romancı Peter Cheyney’in yarattığı FBI ajanı Lemmy Caution isimli karakterin meşhur numaralarına göndermede bulunuyor. Lemmy Caution çok kıl bir tipti. Devamlı sırıttığından, ya da bıyık altı gülüşlerle karşılaştığı kişilerin dengelerini bozduğundan birçoklarınca sevimsiz de bulunurdu. Ama onun gibi olmaya ya da davranmaya can atan insanlar pek çoktu… Brigette Bardak da 60’ların ünlü sinema güzeli Brigitte Bardot’ dan başkası değil. Hafiyemizin çevresinde hep güzel hanımların bulunması gerektiğinden bu iki isim bir araya gelmiş… Mevzunun ucu gene kaçtı. Evet, bu hafiyelerin bakış teknikleri de bir devirde çok tutulurdu. Bu özel hafiyeler tarafından kötü gangısterlere fırlatılan pis bakışlar yanında, insanı mutlaka bir belâya bulaştıran güzellere fırlatılan bakışlar da tarihteki önemli yerlerini almışlardır. Şimdi zaman bir kötü olduğundan, eskinin bu hafiyelerine özenerek ya da hafiye romanlarını okuyup etki altında kalarak bahis konusu bakışları günümüzde de kullanmaya çalışmak kötü sonuçlara yol açabilir. İnsan bu bakışlar yüzünden dayak yiyebilir. Demek kİ her şey zamanında…

ÖKÜZÜN TRENE BAKARKEN FIRLATTIĞI BAKIŞLARA BENZER BAKIŞLAR: Öküzlük tarihi de İnsanlık tarihi kadar eskidir. Eski İnsanlar vahşi öküz avı İle gıdalanma savaşımını (Ben de Öztürkçeciler gibi bir terim uyduruyorum bura-da!) sürdürmüşlerdir. Eski öküzler, eski insanlardan çok çekmişlerdir. İnsan ve öküz ilişkileri bütün hızı ile tarih boyunca devam etmiştir. Önce dağlarda, ovalarda, çayırlarda rastlaşmakta bulunan insanlar ve öküzler daha sonraki zamanlarda köylerde, şehirlerde, kalelerde, şatolarda bir araya gelmeye başlamışlardır. Bu ilişkinin daha da karmaşık hâle gelmiş bir uzantısı günümüzdeki hayat üzerinde de etkili olmaktadır. İnsanlar öküzlerden vazgeçecek gibi gözükmemektedirler. Üstelik şimdi öküzlerin bakış teknikleri de insanların dikkatini çekmiş bulunmaktadır. Şimdi araya bir de tren olayı karışmıştır; çünkü insanlık treni de bulmuştur. Bir öküzün çayırda otlarken, düdüğünü çalarak uzaktan geçmekte olan treni izleme şekli bazı insanlarca taklit edilmeye başlanmıştır, insanlar da trenlere bu tarz bakışlarla bakmışlardır. Ancak insan öküzden daha akıllı olduğundan bir süre sonra trene bu şekilde bakmanın hiçbir işe yaramadığını, çünkü trenin bundan haberinin bile olmayacağını düşünmüştür. Daha sonraki yıllarda öküzün trene bakarken fırlattığı bakışlara benzer bakışlar insanlar arasında kullanılmaya başlanmıştır. Hâlen bu bakışlar yaygın şekilde kullanılmakta olup insanlar arasında mesafeli ve dengeli ilişkilerin gelişmesine yardımcı oldukları bilinmektedir. Çünkü bu bakışlar “Nötr Bakışlar” bölümüne girerler. Birbirlerini tanımayan iki insan bir araya geldiğinde daha sakin, soğukkanlı ve mesafeli görünmek için bu bakışları kullanırlar. Bilindiği gibi, ilk anda sıcaklık belirtecek bakışlar uzmanlarca basitlik olarak kabul edilmektedir. Zaten de ilk defa rastlayacağınız her kişinin düşman kategorisine girmesi neredeyse kesin olduğundan modern çağda bu bakışlardan vazgeçmek mümkün olamamaktadır. Öküzler tarafından icat edilen bu bakış tarzı insanlar tarafından geliştirilmiş olup şimdi öküzler de bu bakışın başka dünyevî ilişki alanlarında kullanılmasına sıcak bakmaya başlamışlardır (Bu sıcak bakışın da öküz bakış tekniği ile olduğu izahtan varestedir). Bu bakış tarzının insanlar arasında giderek yaygınlaştığını ve etkili olduğunu fark eden öküzler de şimdi yalnız trenlere değil, çayırda rastladıkları diğer öküzlere, ineklere, koyunlara karşı da bunları kullanmaya başlamışlardır. İnsan burada da bir kere daha tabiattaki öncü rolünü oynamıştır.

MEST OLMUŞ BAKIŞLAR: Burada aslında bakışların kendisi değil, sahibi mest olmuş durumdadır. Bakışın kendisi doğal bir yapılanma ve manzara içinde ortaya çıkmaktaysa da, bu bakışın arkasındaki kişinin durumu o kadar iç açıcı değildir. Mest olmuş bakışların ardındaki kişi tamamen veya kısmen dağılmış durumdadır. Herhangi bir mecliste bulunduğunuzda size yöneltilmiş olarak bulabileceğiniz bu bakışlar; ümit veren, insanın içinde birtakım tatlı kıpırdanışların oluşmasına ve ayakların yerden kesilmesine sebep olan bakışlardır. Muhatap olabileceğiniz bu bakışların yalnız karşı cinsten kişilere ait olanları makbul olup, sizinle aynı cinsten kişiler tarafından üretilen bu türden bakışlar çoğu zaman asap bozar.

KÜÇÜMSEYİCİ BAKIŞLAR: İnsanlığın en temel bakışlarından biridir. Tarihin her devrinde yoğun şekilde kullanılmışlardır ve kullanılmalarına devam olunmaktadır. Bilindiği gibi her İnsan kendisinin bütün diğer insanlardan üstün olduğuna inanmakla mutlu olabilecek bir yapıdadır. Bu bakış tarzı da hem karşıdaki insanların kendilerini kötü hissetmelerine ve paniğe kapılmalarına sebep olarak, hem de aslında karşıdaki kişilerin lüzumsuz yaratıklar olduğu şeklindeki insanda hiç değişmeden yer almakta bulunan iç dünya hükümlerini gerçekçi şekilde yansıttığından insanın kendisini iyi hissetmesini sağlayarak, çift etkili bir işlev görmektedir (Dolayısı ile en muazzam bakışlardan olduğunu kabul etmemiz gerekir).

Küçümseyici bakışların en önemli dezavantajı ise aynı türden bakışlara muhatap olma ihtimalini arttırmalarıdır. Dünya, küçümseyici bakışlarla işi götürmeyi seçen insanlarla doldukça bu tür bakışların atmosferdeki yoğunluğu da artacağından ve bir zaman sonra bu bakışların bulunmadığı bir yeryüzü parçası kalmayacağından, bu bakışları kullanan herkes de aynı bakışlara muhatap olacaktır. Bunun sonucunda da bu bakışlardan esaslı bir fayda sağlanamayacağı gibi, herkesin kendi durumundan ve başkasının tavrından kıl kapmaya başlayacak olması yüzünden bütün üretim ve tüketim faaliyetleri de sekteye uğrayacaktır. Bu bozgun havası iş dünyasına ve dünya borsalarına da yansıyacağından büyük zararlar, iflâslar ve çöküşler küresel sistemi kuşatacaktır. Neticede bir uluslu, az uluslu ve çok uluslu şirketler arasında büyük çekişmeler ve panik çatışmaları ortaya çıkacaktır. Bunun bir sonraki adımı ise önce bölgesel çapta küçük çatışmalar, ardından da ülkeler ve kıtalar arası büyük savaşlar olarak tezahür edecektir… Sen şimdi gel de bu bakışları İnsanlara tavsiye et!..

APTALCA BAKIŞLAR: Herkesin zaman zaman çevresine göndermekten kurtulamadığı bakışlardır. Bilhassa akil erdirilemeyen durumlar sırasında ortaya çıkmaktadırlar. Çağımızda daha da yaygınlaşmışlardır; çünkü çağımızın gidişine ayak uydurmak, her gün değil her saniye zuhur etmekte olan garip durumlar ve akıl sarsan bilgiler karşısında akılları başlarda sakin tutmak hayli zorlaşmıştır. Bu bakışlar kimi zaman da önce abuk sabuk lâflar edip daha sonra, “Ben ne demek istemiştim acaba?” diye düşünmeye baş-tayan; çağa, dünyaya, topluma, tarihe, coğrafyaya, topografyaya, harita bilgisine, kozmik yapılara ve derin devlete uyum sağlayamamış kişiler tarafından kullanılmaktadırlar. Büyük bir pot kırdıktan sonra çevredeki insanlara yöneltilen ve “Acaba bu rezalet durumun farkında olmayan var mı?” tarzında soru soran türdeki bakışların da aptalca bakışlar sınıfına girdikleri yapılan bilimsel gözlem ve araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır.

AKLI BAŞKA YERDE OLAN KİŞİLERİN BAKIŞLARI: Kimi insanların akılları başka başka yerlerde dolaşır. Bu insanlar kendi akıllarının peşinden koşmaktan yorgun düşerler. Hiçbir yerde durup karar eylemeyen bu akıllar yüzünden bakışlar da doğrultularını, amaçlarını, menzillerini şaşırırlar. Bu insanlar birisiyle konuşur ve ona bakar gözükürler, fakat akılları başka yerde olduğundan bakışları da farklı renklerde, farklı yoğunluklarda, farklı elektrik yüklerine bulanmış olarak anlamsız anlamsız dalar giderler. Dalıp gitmekte olan bu bakışlar kendileri ile konuşulmakta olan insanları, içinde bulunulan mekânları, duvarları, camı, çerçeveyi aşar da kayıp uzaklara giderler. Ondan sonra da bu bakışları toplamaya uğraş!.. Bereket her toplulukta, her mecliste, her açık alanda, her çok amaçlı salonda ve her bahçede hayırsever kişiler bulunur da onlar omuzlarından tutup silkeleyerek akılları ve bakışları dağılmış olan bu insanları kendilerine getirirler. Daha sonra da onlara bir bardak limonlu su içirirler.

EVİNDE HIRSIZLA BURUN BURUNA GELEN KİŞİNİN BAKIŞLARI: Günümüzde yaygınlığı artmış bakışlardandır. Çünkü modern toplumlarda hırsızlık almış başını gitmiştir. Her insan her an her yerde hırsızla karşılaşabilir. Yeryüzünün her kilometrekaresi başına düşen hırsız sayısı an be an artmaktadır. Dolayısı ile şehrin bir caddesinde yürürken aynı mekânda birçok hırsız sizinle aynı anda bulunuyor olacaktır. Ya da hırsızlardan biri siz olacaksınızdır. Hırsız olmayan kişinin hırsızla karşılaşması yanında diğer bir durum hırsızın hırsızla karşılaşmasıdır ki  hayli düşündürücü, ibret verici ve olay yaratmaya gebe bir pozisyon da budur. Hırsızların sizin üzerinizdeki bakışları ile sizin hırsızlar üzerindeki bakışlarınız arasında bayağı bir mahiyet farkı vardır. Sizin hırsızı tanımanız zor olduğundan caddede yürüyen diğer kişilere bakışlarınız tereddüt taşır. Hırsızlar da bunu hemen anlarlar. Bu tereddütlü bakışlar yüzünden kişilik durumunuzun ortaya çıkması ile tehlike de başlamış olur. Çantanızı, cüzdanınızı, ceketinizi, şapkanızı kapıp kaçmak için hırsız hemen harekete geçer. Öte yandan hırsız hırsızı kolayca tanır ve ondan uzak durmaya çalışır. Malûm olduğu üzere tencere dibin kara seninki benden karadır. Bir caddede birden sağa sola kaçışan insanlar görürseniz rahatça bir “Oh” diyebilirsiniz. Çünkü orada hırsızlar birbirlerinden kaçmaktadırlar. Dinsizin hakkından imansız gelmektedir. Böyle bir durumda on beş dakika kadar bir süre kap- kaça uğramadan; çantanızı, cüzdanınızı, cep telefonunuzu, pabucunuzu çaldırmadan en modern alış veriş merkezlerinde bile dolaşabilirsiniz.

Hırsıza sokakta rastlamaktan bin beter olan durum ise ona evde rastlamaktır. Gece su içmeye kalktığınız ve mutfağa gittiğinizde orada tanımadığınız bir kimse ile karşılaşırsanız sizin açınızdan ortada tamamen anlaşılabilir bir durum vardır: Siz kendi evinizde bulunduğunuza ve hırsız olmadığınızı bildiğinize göre hırsız olan karşıdaki kişidir. Ancak onun kafasında durum hemen netleşmez. Onun, sizin evini soymaya geldiği kişi mi yoksa aynı eve aynı anda girmiş bir başka hırsız mı olduğunuz konusunda bir tereddüt  yaşaması çok normaldir. Çünkü günümüzde hırsızlık ve hırsızlar ortalığı kaplamış bulunduğundan, aynı mekâna üç dört hırsızın aynı anda girdiklerine sıkça rastlanmaktadır. Dünya Hırsızlık Hakları Sözleşmesi’ne göre eve ilk giren hırsız ilk söz sahibidir. Bu kural sizin için bir şans oluşturabilir. “ilk biz gelmiştik kardeş! Siz ayrılsanız ve bizim çalışmalarımızı bozmasanız iyi olur.” şeklinde bir blöfle tehlikeden sıyrılmanız mümkün olabilir. Uluslararası Hırsızlar Birliği’nin yasaları ve denetimleri sıkı olduğundan, hırsızın mutfağın balkona bakan kapısından çıkıp gitmesi ihtimali elbette mevcuttur. Ama o bu numarayı yemez de kimliğinizi görmek isterse işler sarpa sarabilir. Genel olarak hırsızlar karşıdaki kişinin bakışlarından onun meslektaşları olup olmadığını hemen fark edebilmektedirler. Bu sebepten loş mekânlarda da etkili olan hırsız tipi bakışlar konusunda bir eğitimden geçmeniz faydalı olur ve sizi böyle ters durumlardan kurtarabilir. Hırsız bakışı hırsıza karşı etkili olur ve onu geri çevirir. Çünkü atalarımızın da dediği gibi, ”Bir kapıda iki hırsız olmaz!”

FİŞLEME BAKIŞLARI: işleri karıştıracağından kuşku duyulan kişilere yöneltilen bakışlardır. Uzaktan ve çaktırmadan atılmalarına çalışılır. Bu bakışlar bir defterle ya da kayıt  cihazıyla/cihazlarıyla da doğrudan bağlantılıdır. Çünkü bu bakışlar sonucunda elde edilen bilgiler, kafada doğan fikirler, ortaya çıkan durumla ilgili değerlendirmeler bir kâğıda, deftere, gazete kenarına veya günümüzde de bir el bilgisayarına geçirilirler ve sonra da büyük binalarda yerleşik önemli kurumların dev bilgisayarlarında bin bir çeşit şekilde işlenerek ham hâlden devletlerin, rejimlerin, iktidarların kullanabilecekleri ürünler şekline dönüştürülürler.

Fişleme bakışları tarihin çok eski dönemlerinden beri kullanılmaktadırlar. Çünkü insanoğlu rahat duran bir yaratık değildir. Ortaya sürekli olarak farklı şeyler atmaya çalışır. Önceleri dünya çok tenha olup, kimsenin kimseyi fişlemesi gibi bir durum zaten mevcut olmadığından bu bakış türü ortada yoktu. Fakat insanlar bir araya gelip topluluk hâlinde yaşamaya geçtiklerinde, dünyada belli yerleşim noktaları tesis edilmeye başlandığında, ortaya belli kişilerden kaynaklanan bazı münasebetsiz durumlar da çıktığından ; toplum düzenlerinin bozulmaması için, her türlü sapma yaratacak, ya da akıl karıştıracak kişiler ve bunların fikir ve eylemleri İle ilgili olarak tedbir alabilmek için fişleme bakışları da tarihteki önemli yerlerini almışlardır.

Fişleme bakışları bir insanın yirmi dört saatini de izleme esasına dayanır. Çünkü insanoğlu hinoğluhin olduğundan en küçük bir zaman aralığında bile yapacağını yapabilir; işleri, gidişleri, düzenleri alt üst edecek bir fikir veya eylemle ortaya çıkabilir. Fişleme bakışları elektrik ve elektronik alanındaki bütün bilimsel gelişmelerin de temelini oluşturmuştur. Bu alanlardaki bütün buluşlar ve icatlar aslında insanların izlenmesi ve dikkatten kaçamaması için ortaya konmaktadırlar. Günümüzde devletler, rejimler, uluslararası büyük örgütler ve yeryüzündeki güç kaynaklarını insanlığın hayrı için ellerinde bulunduran kişiler insan ve cihaz kaynaklı fişleme bakışlarını kesif şekilde kullanmaktadırlar. Öyle ki, tahmin ediyorum, şu satırları okurken siz de izlenmektesinizdir. Ama bundan daha kötüsü de var: Şu anda aslında ben de izlenmekteyimdir. Diyeceksiniz ki, “Peki, bu bizler izleyenlerin kendileri izlenmemekte midirler?” Bu mümkün değildir. İzleyenlerin kendileri de izlenmekte olup onları izleyenler de izlendiği için sonunda bu işin tadı İyice kaçmakta, kişileri İzlemek keyifsiz bir eylem durumuna gelmektedir. Bu durumu gören bazı âkil kişiler insanların  birbirlerini izlemesinin ve fişlemesinin değmez bir hareket olduğuna ve sonunda bir işe yaramadığına dünya sistemini ikna etmek istemişlerse de lâflarını dinletecek bir kurum ya da merci bulamamışlardır. Bunun sebebi de dünyanın herkesin her tekliften kuşku duyduğu ve kimsenin kimseyi dinlemediği bir yer olmasıdır. Bu dünyada herkes herkesten şüphe ediyorsa niçin bir arada toplanıyoruz ve niçin birtakım hareketler yapmaya çalışıyoruz? Bu da bir ara bir vatandaştan gelen ilginç bir soru olmakla birlikte; bu soru onu soran sahibine bir şey kazandırmadığı gibi, bu tedbirsiz kişi bu soru yüzünden hemen dikkatleri üzerine çekip daha fazla izlenmeye ve daha ayrıntılı şekilde fişlenmeye başlanmıştır. Al başına derdi! Sana mı kaldı insanlığı düzeltmek? İyisi mi, aklınızdan ortalığı karıştıracak fikir ve düşünceleri atın ve sade bir vatandaş olun. Hep beraber izlemeye ve izlenmeye devam edin…

 

01/12/2015
511 defa okundu

İstanbul Üniversitesi

34452 Beyazıt/Fatih-İstanbul

Tel: 0 (212) 440 00 00